4 Ekim 2010 Pazartesi

Glutensiz diyet moda oldu!

Glutensiz diyet moda oldu!

Buğday unu, çavdar gibi yiyeceklerden uzak duranlar zayıflıyor...

Aktris Gwyneth Paltrow'un başlattığı glutensiz diyet modası giderek yayılıyor. Program buğday unu, çavdar gibi gluten içeren yiyeceklerden uzak tutarak kişiyi zayıflatıyor

ABD'de bugüne kadar birbirinden transyağlar, karbonhidratlardan uzak durmayı amaçlayan farklı diyet programlarının öncüsü olan ünlüler bu kez bambaşka bir diyete merak sardı. "Glutensiz beslenme" adlı diyet programı; buğday unu, yulaf, çavdar, kabarmış ekmek gibi gluten içeren yiyeceklerden uzak durmayı amaçlıyor. Önce ünlü Hollywood yıldızı Gwyneth Paltrow internet sitesinde glutenden uzak durarak nasıl kilo verdiğini yazdı.

CHELSEA'NİN PASTASI

Ardından eski ABD Başkanı Bill Clinton'un kızı Chelsea, düğününde gluten içermeyen bir pasta hazırlattı. Old Spice erkek ürünleri reklamında oynayarak dikkatleri üzerine çeken kaslı manken de beslenirken glutenden uzak durduğunu söyledi. Bir derginin genel yayın yönetmeninin çıkardığı ve glutensiz yemeklerin tanıtıldığı "Cooking for Isaah" adlı kitap da en çok satanlar arasında yerini buldu bile. Hatta glutene karşı hassasiyeti olan Shauna James Ahern adlı ABD'li kız bir de blog açarak glutensiz yaşamın yöntemlerini anlatıyor.

GLUTENSİZ BİRA BİLE VAR

Peki tam olarak nedir bu gluten? Buğday unu, yulaf, çavdar gibi gıdaların içinde bulunan gluten aslında yapışkan bir protein. Genellikle birçok insanda alerjiye ve çölyak denilen hastalığa neden olabiliyor. Bu kişilerde şişkinlik, kabız yapabiliyor. Gluten içeren maddelerden uzak durmaksa kişinin daha kolay kilo vermesini sağlıyor. Ancak sadece çölyak hastaları değil aşırı kilolarından kurtulmak isteyenler de glutenden uzak durmaya başladı bile. Türkiye'de çok fazla bilinmese de ABD'de glutensiz besin pazarı giderek büyüyor. Marketlerde gluten içermeyen besinlerin satışları 1,5 milyar dolara ulaşmış durumda. En çok tüketilenlerse glutensiz makarna, bisküvi ve bira. Ancak uzmanlar böyle bir rejime başlamadan önce mutlaka özel bir testin yapılması gerektiği yönünde tavsiyede bulunuyor.

Kaynak : Sabah- Bilge Eser

11 Eylül 2010 Cumartesi

Glutensiz Diyet Nedir?

Çölyak hastalığının bugüne kadar bilinen tek tadavi yöntemi glutensiz diyettir. Glutensiz diyet yaşam tarzınızda önemli değişiklik gerektirir. Bunların en temelinde sağlıklı beslenebilmek vardır. Peki nasıl sağlıklı besnebiliriz sorusu aklınıza gelecek bu soruya verilebilecek en basit yanıt ''doğaya dönüş olacaktır''. Doğaya dönüş kavramını kısmen açıklayacak olursak;  Yapay gıdalardan uzak durmak fabrikasyon ürünleri mümkün olduğu kadar az tüketmek doğaya yakın olmak bunun en temel çözümüdür. 

Çölyak hastalığının diğer hastalıklardan farkını uzun süren ilaç tedavisi veya tıbbi müdahale gerektirmeyen bir hastalık olmasını belirterek gösterebiliriz. Hasta Uzun süre gluten tüketerek kendine farkında olmadan  büyük hasarlar vermemişse ciddi bir diyetle çölyak rahatsızlığı kontrol altına alınabilir. Ancak Türkiye'de glutensiz diyeti uygulamak çok güçtür. Bitkisel bir protein olan glutenin içindeki amino asitler başka bir çok gıdadan alınabilir bunu unutmamak gerekir. 

Hasta yaşam tarzını değiştirirken, hem kendine hem de etrafımızdakilere karşı sabırlı ve anlayışlı davranmayı öğrenmelidir. Sevdiklerinizi , dostlarınızı , ailenizi ve çevrenizdekileri bu konuda eğitmek de bu tedavinin önemli bir kısmıdır. Yakın çevremizdeki insanların pozitif davranışları ve anlayışlı olmaları diyete geçişi ve uygulamayı daha kolay bir hale getirir.



* Hasta ilk olarak gluten içeren  buğday, arpa, yulaf, çavdar gibi ürünlerden ve bu ürünleri içeren gıdalar tüketmeyi kesmelidir.

* Çölyak hastası tahıl grubundan mercimek, mısır, pirinç, patates, soya fasulyesi gibi ürünleri tüketebilir.

* Tüketilecek gıdaların içerik etiketleri çok iyi okunmalıdır sürekli gıda firmalarıyla iletişime geçilmelidir.

* İlaçlar doktora, veya ilacı üreten ilaç üreticisine danışılmadan kullanılmamalıdır (bir çok ilaç gluten içermektedir).

* Hastalık teşhisinde 3 ay kadar süt ve süt ürünleri tüketilmemelidir. Daha sonra bunlar tek tek denenerek diyete dahil alınabilir . Keçi sütü ve ürünlerinde bir sakınca yoktur hatta faydası (anne sütüne benzerliğinden ötürü) olabilir.

* Şalgam suyu bulgur içerdiğinden gluten maddesi ihtiva eder bu ürünü tüketemezsiniz.

* Bira, şarap, viski, likör ve brendi gibi içecekler tüketilmemelidir bir çok alkollü içeçek arpa suyu veya arpa özü içeriyor.

* Amerika ve Avrupa'da günde 50-60 gr yulaf diyete eklenmeye başlanmıştır . Henüz araştırma aşamasında olan bu uygulama kesin olmamak şartıyla bu miktar çölyaklar için tehlikesiz olduğu düşünülmektedir.

* Mutfakta glutenle temas eden yerler sürekli temizlenmeli hastanın gıdaları doha önce gluten bulaşmış yerlerde bulundurulmamalı.

* Mutfakta gluten içeren ürünlerle yapılan fırın temizlendikten sonra glutensiz ürünler kullanılmalıdır buğday unu havada uçabileceğinden aynı fırında yemek veya ekmek pasta kek pişirilmeden önce temizlenmelidir. Ekmek makinası kullanılıyorsa bu makina sadece glutensiz ürünlere için kullanılmalıdır.

* Teflon - tahta kaşık gibi mutfak aletleri ne kadar iyi temizlenmiş olsa bile gözeneklerinde gluten kalıntıları kalabilme riski olduğundan, bunlar ayrılmalıdır ve kullanılmamalıdır.

* Hazır salça yerine ev yapımı güvenilir salçaları kullanın , konserve , hazır çorba , soslar , tuzot , tavuk sosları nar ekşisi gibi gıdalarda gluten katkı maddesi olarak kullanıldığından, bunlar tüketilmemeli .

* Sakız, çikolata, sirke, mayonez, ketçap, dondurma, şeker gibi gıdaların bazılarında gluten bulunabilmektedir. Bunlar yenilmeden önce üreticisine sorulmalı.

* Kozmetikler, şampuanlar ve ev temizleyici maddelerde yer alan glutenin ağıza kaçma riski taşıdığından, bu malzemelerin glutensiz olanları seçilmelidir(örnek nivea - ipana ürünleri gluten içeriyor) Bazı makyaj malzemeleri -makyaj temizleme malzemeleri, kremler dahi hassas çölyaklılara dokunabilmektedir.

* Glutensiz diyetin en etkili olanı fabrikasyon ürünlerden mümkün mertebe uzak durmak olacaktır , yani evde ve dışarıda sağlıklı seçimler yapmamız gerekiyor yani doğaya dönüş söz konusu taş devri diyeti en sağlıklı olanıdır. Hayat tarzı bu esasa göre uygulanırsa çok sağlıklı bir yaşam elde edilebilir ki bunu bu derece etkili yapmaya mecburuz.



Yararlanılan Kaynaklar:
* Uz. Dr. Nafiye Urgancı, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Oediatrik Gastroenteroloji Bölümü ; Makalesi
* Gluten Entropatisi, dersler, Dç. Dr. Ahmet Erdil, Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi;
* Makale, Taylan Kümeli;
* Glutensiz.com;
* Mayo Clinic ;
* Çölyak.com

22 Ağustos 2010 Pazar

Çölyak Hastalığının Tanısında İmmunglobulin A Anti-Doku

Çölyak Hastalığının Tanısında İmmunglobulin A Anti-Doku
Transglutaminaz Antikorunun Klinik Uygulamadaki Yararı

Genel bilgi ve amaçlar: Çölyak hastalığının tanısı sıklıkla anti-doku transglutaminaz (tTG) antikor testine dayanır. Bu çalısmanın amacı, test karakteristikleri arastırma laboratuarlarından farklı olabilen ticari laboratuvarlarda yaptırıldığında, bu testin klinik uygulamadaki duyarlılığını ve özgüllüğünü değerlendirmektir.

Metodlar: Anti-tTG antikoru serolojisi pozitif ve üst endoskopik duodenal biyopside çölyak hastalığı kuskusu olan 122 hasta çalısmaya alındı. Hastalar klasik (diyare ya da diğer malabsorbsiyon semptomu olanlar) ve sessiz (asemptomatik) olarak iki gruba ayrıldılar. Çölyak hastalarından alınan biyopsiler parsiyel (Marsh IIIA) ya da total (Marsh IIIB veya IIIC) villöz atrofi olarak sınıflandırıldılar.

Bulgular: Anti-tTG antikor testinin toplam duyarlılığı %70.6, özgüllüğü %65.0, pozitif prediktif değeri %91.1, negatif prediktif değeri %30.2 olarak bulundu. Total villöz atrofi olanlarda duyarlılık %90.0, parsiyel villöz atrofi olanlarda ise %42.3 idi (P<.0001). En sık basvurulan iki ticari laboratuvarın duyarlılığı ve özgüllüğü biribirinden farklı idi. Lab #1 için duyarlılık %40.0, Lab #2 için ise %86.4 (P< .0001) idi. Özgüllük Lab #1 için %100.0, Lab #2 için ise %41.7 (P= .02) idi.

Sonuçlar:
Anti-tTG antikor testinin klinik uygulamadaki duyarlılığı, daha önce arastırma laboratuarlarında elde edilen sonuçların isaret ettiği kadar yüksek değildir.
Özellikle parsiyel villöz atrofili hastalarda, testin duyarlılığı anlamlı derecede daha düsüktür. Ayrıca, Amerika Birlesik Devletleri’ndeki baslıca büyük ticari laboratuarların test karakteristikleri açısından da anlamlı derecede değiskenlik
söz konusudur. Sonuçların, yapılacak prospektif çalısmalar ile doğrulanması gerekmektedir.
Clinical Gastroenterology and Hepatology

Çölyak hastalığı, genetik olarak belirlenen otoimmün benzeri bir hastalık olup, buğdayın yapısında yer alan bir depo proteini olan glutenin yanı sıra arpa ve çavdarda bulunan benzeri proteinler ile indüklenir.

1 Hastalığın otoimmün komponenti, endomisium retikülin ve doku transglutaminazına karsı otoantikor gelisimi ile kendini belli eder.
2 Baslangıçta,glutenin gliadin komponentine karsı gelisen antikorlar tanısal amaçla kullanılmıs, ancak bu testlerin yeterli duyarlılık ve özgüllüğe sahip olmadıkları görülmüstür.
3 Endomisial antikorun (EMA) çölyak hastalığına karsı özgüllüğü çok yüksektir ve serolojik testlerde altın standart haline gelmistir.
4 Doku transglutaminazı 2 (tTG) enziminin, EMA için ana otoantijen5 olduğunun anlasılmasından sonra, otomatik sistemlere uygulanabilen enzime bağlı immünassay sistemleri gelistirilmistir. 
Baslangıçta, testlerde antijen olarak, gine pigden elde edilen doku transglutaminazı kullanılırken, daha sonraları insan eritrositlerinden elde edilen ya da rekombinant teknoloji ile üretilen insan doku transglutaminazı kullanılmaya baslanmıstır. Mevcut çalısmaların sistematik olarak gözden geçirilmesi sonucunda, IgA tTG antikor testinin çölyak hastalığı için, duyarlılığının ve özgüllüğünün %90’ın üzerinde olduğu görülmüstür. 3 Çölyak hastalığının tanısı için kullanılan serolojik testlerin, klinik uygulamadaki performanslarının, ilk arastırma çalısmalarındaki kadar iyi olmadığı uzun zamandan beri bilinmektedir. 6-9Amerika Birlesik Devletleri’nde bu serolojik testler, farklı üreticiler tarafından gelistirilmis test kitleri kullanılarak değisik ticari laboratuvarlarda yapılmaktadır. Amerika Birlesik Devletleri’nde klinik uygulamada kullanılan IgA anti-tTG testinin duyarlılığına iliskin verilerin bulunması nedeni ile, çölyak hastalığı tanısı için biyopsi yapılan ve sevkedildikleri ticari laboratuarlarda serolojik testleri yapılmıs olan büyük bir hasta grubunda bu testin duyarlılığını arastırdık.


Metodlar

Ocak 2000 ile Aralık 2003 arasında çölyak hastalığı kuskusu ile Columbia Üniversitesi Çölyak Hastalığı Merkezine (New York, NY) basvuran 122 hasta çalısmaya alındı. Duodenum biyopsisi için üst endoskopi geçirmeden önce IgA anti-tTG (insan) antikoru testi yapılmıs olan hastalar gruba dahil edildi. Serolojik testler ülke çapında değisik ticari laboratuarlarda yapılmıstı. Tanı sırasında 16 yasından küçük, selektif IgA eksikliği (total serum IgA düzeyi <0.05 g/L) olan, glutensiz diyetle beslenen, değerlendirme zamanında immünosüpresif ilaç kullanan ya da ilk serolojik testleri birden fazla laboratuvarda yapılmıs hastalar çalısmaya alınmadı. Yukarıdaki kriterlere uygun olanlar olguların, çölyak hastalığı tanısının kesinlesmis olup olmamasına bakılmaksızın gruba alındılar.

Çölyak hastalığı tanısını alabilmek için olguların, glutensiz diyet ile 6 ay beslenme sonrasında histolojik ya da serolojik iyilesme göstermis olmaları gerekiyordu. Ilk biyopsinin yapıldığı zamanda, hiç bir hasta gluteni azaltılmıs diyetle beslenmiyordu.Çalısma dönemi boyunca, olgulara iliskin bilgiler,prospektif olarak bir veri tabanına (Access, MicrosoftOffice; Microsoft Corp, Redmond, WA) kaydedildi.

Tüm dodenum biyopsileri, hastanın antikor durumunu bilmeyen tek bir patolog tarafından körleme bir tarzda değerlendirildi. Patolojik olarak çölyak hastalığı tanısını alabilmek için, intraepitelyal lenfositoz ile birlikte ya parsiyel (Marsh IIIA) ya da total villöz atrofi (Marsh IIIB ve IIIC) bulunması gerekliydi.

Biyopsi sonucu normal olanlar ise kontrol grubunu olusturdular.

Hastalar, klinik prezantasyonlarına göre klasik (malabsorbsiyon sendromu ile birlikte olan ya da olmayan diyare) ya da sessiz (asemptomatik) olgular olarak sınıflandırıldılar. Sessiz ya da asemptomatik çölyak hastalığı olguları arasında demir eksikliği, osteoporoz, herpetiform dermatit ya da nörolojik semptomları olan; tarama sırasında rastlanan; endoskopide tesadüfen atrofik veya düzlesmis duodenal kıvrımlar saptanan hastalar bulunmakta idi. Istatistiksel analizler sırasında, kategorik değiskenler için chi kare ya da Fisher exact testi, sürekli değiskenler için 2 yönlü t testi kullanıldı. Anti-tTG antikorunun duyarlılığı için %95 güven aralıkları hesaplandı. Tüm verilerin analizinde STATA Release 8 (Stata Corporation, College Station, TX) yazılım programı kullanıldı.

Bulgular

Çalısmaya dahil edilme kriterlerine uygun olan toplam 122 hasta vardı (Tablo 1). Tüm hastalar beyaz ırka mensup olup, %12’sinin en az bir birinci derecede akrabasında önceden tanı konmus çölyak hastalığı mevcut idi. Tarama süreci içinde, 6 hasta selektif IgA eksikliği nedeni ile çalısmadan çıkarıldı. Olguların 102’sinde çölyak hastalığı tanısı kondu. Çölyak hastalığı tanısı alanların %70.6’sında (72/102) anti-tTG pozitifliği saptanırken, çölyak hastalığı tanısı almamıs olanların %65’inde (13/20) bu antikor negatif idi. Anti-tTG antikorları için pozitif ve negatif prediktif değerler sırası ile %91.1 ve %30.2 idi. Çölyak hastalığı grubunda, ilk biyopside, total villöz atrofi saptanan hastaların %90.0’ında (54/60), parsiyel villöz atrofi saptananların %42.3’ünde (18/42) anti-tTG antikoru pozitif bulundu (P< .0001) (Tablo 2). Klasik çölyak hastalığı olgularının %65.9’unda (29/44) antitTG antikoru pozitif iken, sessiz çölyak hastalığı olgularında bu oran %74.1 (43/58) idi (P= .37).

Farklı prezantasyon sekillerine göre incelendiğinde, duyarlılık açısından anlamlı farklılıklar saptanmadı. Yalnızca, baslangıçta anemi ile basvuran çölyak hastalığı olgularında anlamlılığa doğru bir eğilim saptandı: bu olguların %88.9’unda (16/18) anti-tTG antikoru pozitifliği saptanırken, diğer semptomlarla basvuran hastaların yalnızca %66.7’sinde (56/84) anti-tTG antikoru pozitifliği görüldü (P= .06).Anti-tTG antikoru testi yapılan ticari laboratuarlar arasında, 122 hasta örneğinden 108’i (%88.5) ya Lab #1 ya da Lab #2’de çalısılmıstı. Lab #1 için toplam duyarlılık %40.0, Lab #2 için ise %86.4 idi (P< .0001). Lab #1 için özgüllük değeri %100.0, Lab #2 için ise %41.7 olarak hesaplandı (P= .02) (Tablo3). Lab #2’ye (%67.8, 40/59) gönderilen çölyak hastalığı örneklerinde total villöz atrofi oranı, Lab #1’den (%43.3, 13/30) anlamlı derecede daha fazla idi (P= .03). Ancak, hem total hem de parsiyel villöz atrofili hastalarda bu iki laboratuvarın duyarlılıkları açısından anlamlı bir fark yine de vardı. Iki laboratuvar arasında da, total ve villöz atrofili hastalardaki duyarlılık farkı anlamlı idi (Tablo 4).



Tartısma

Çölyak hastalığının tanısı için biyopsi yapılan hastalarda yaptığımız bu çalısmada serum IgA tTG testinin duyarlılığını %70 olarak bulduk. Bu değer, Rostom ve ark.10 tarafından bulunan değerden (>%90) belirgin olarak daha düsüktür. Duyarlılığın daha düsük olmasının baslıca nedeni, villöz atrofi derecesi daha düsük olan hastaların çalısmaya alınmıs olmasıdır. Toplam duyarlılığın düsük olmasının diğer bir nedeni ise, ticari laboratuvarlarda elde edilen sonuçların, arastırma laboratuvarlarındaki sonuçlardan farklı olarak, tek bir uzman histopatolog tarafından değerlendirilen ve altın standart olarak kabul edilen duodenum biyopsileri ile karsılastırılmıs olması, olabilir. Ancak, total ve parsiyel villöz atrofili hastalar arasında gözlenen belirgin duyarlılık farkını bununla açıklamak mümkün değildir, çünkü patolog değerlendirme sırasında test sonuçlarını bilmemekte idi. Total villöz atrofili hastalarda testin duyarlılığı %90 iken, parsiyel villöz atrofili hastalarda bu oran %43’e kadar inmekte idi. Bu durum, daha önce hem hem tTG11-13 hem de EMA7,8,13 testleri için bildirilmistir.

Çölyak hastalığının tanısı amacıyla klinik uygulamada kullanılan serolojik testlerin duyarlılıkları daha önce de yüz güldürücü olmamıstır.6,9,14 Bu durum baslangıçta arastırma laboratuvarlarında tTG testi için seçilen olguların daha farklı olmasına, diğer bir deyisle, total villöz atrofili ve EMA testi pozitif olguların seçilmesine, bağlanmıstır.15-17 Bu çalısmalarda, sıklıkla o arastırma laboratuvarında gelistirilen anti-tTG testlerinin kullanılması da diğer bir bias (yanlılık) faktörü olarak karsımıza çıkmaktadır.
Çalısmamızda yer alan hastalar, olguların ağırlıklı olarak kadın olması, yarısından azında basvuru bulgusu olarak diyare bulunması ve %60’ında total villöz atrofi görülmesi gibi özelliklerden dolayı, tipik çölyak hastaları olarak kabul edilebilir.18,19 Çalısmamızdaki ana bias (yanlılık) faktörü, çalısma populasyonunun sevkedilme sekli yüksek orandaki çölyak hastalığı tanısıdır. Ancak, hastaların seçimindeki bu yanlılık faktörü, total ve parsiyel villöz atrofili olgular arasındaki duyarlılık farkından sorumlu olamaz çünkü, her iki grup da, bu yanlılık faktöründen esit derecede etkilenmis olacaktır.

Çalısmamızda yer alan hastaların %84’ünde kesin tanı çölyak hastalığı olmustur. Bu yüzdenin yüksek olmasının ardında yatan en önemli faktör, kurumumuzun, çölyak hastalığı için özel bir basvuru merkezi niteliğinde olması ve bu populasyonun, toplumdaki gastroenterologların gördüğü hasta popülasyonunu yansıtmıyor olmasıdır. Hastalar arasında, aynı hastalığa sahip akrabaları olan hasta sayısı da genelde görülenden daha fazladır. Bu nedenle, pozitif ve negatif prediktif değerlerin yorumunda da dikkatli olunmalıdır, çünkü bu değerler, incelenen hasta populasyonunda hastalığın prevalansından önemli derecede etkilenir. Ancak, çalısmanın bir basvuru merkezinde yapılmıs olmasının, duyarlılık ya da özgüllüküzerinde herhangi bir etkisinin olmaması beklenir, çünkü bu değerler hastalık prevalansından bağımsızdır ve tamamen test ile iliskilidir.tTG antikorunun duyarlılığı açısından, klasik ve diyarenin dominant olduğu çölyak hastalığı olguları ile, sessiz ya da asemptomatik çölyak hastalığı olguları arasında fark bulunamadı. Muhtemelen serolojik testlerin her iki hasta grubunun tanısal değerlendirilmesindeki yararı esittir.

Testin pozitifliğinin en önemli belirleyicisi villöz atrofi derecesidir.12 ilginç olan bir nokta ise, anemi ile basvuran hastalarda tTG antikorunun pozitifliği, diğer bulgularla basvuran hastalarda olduğundan daha fazla görülmekle birlikte aradaki fark anlamlı değildir. Pek çok laboratuvarda, IgA tTG testi, EMA testinin yerini almıstır ancak yine de, anti-tTG testi,çölyak hastalığı için, EMA kadar özgül değildir.Çölyak hastalığı olmadan da IgA tTG testinin pozitif olduğu pek çok makalede yer almaktadır.20-22 Artrit,23kalp yetmezliği,24 kronik karaciğer hastalığı25-27,diabet,28 inflamatuvar bağırsak hastalığı25,27,29 gibi çok farklı hastalıklarda, hatta test antijeni olarak insan tTG kullanıldığında bile pozitif sonuçlar ile karsılasılmıstır.Bu çalısmanın devam ettiği dönemde,laboratuvarlarda yalnızca insan tTG kullanılmıstır.

EMA ve anti-tTG testlerinin sonuçları her zaman birbirini desteklemeyebilir.6,14 Bu da, çölyak hastalığı riski olanlarda hem EMA hem de tTG testlerinin yapılmasının gerekliliğini gösterir.Tüm çalısmalardaki diğer bir değiskenlik kaynağı, testlerde kullanılan çesitli kitlerin duyarlılık ve özgüllüklerinin farklılığıdır. Pek çok çalısma, farklı test kitlerinin farklı test karakteristiklerine sahip olduğunu göstermistir.30-32 Bu durum bizim çalısmamız için de geçerlidir, çalısmanın analizlerinin yapıldığı baslıca iki laboratuvarda tTG testi için farklı kitler kullanılmıstır. Laboratuvarlardan birinin kullandığı kitin özgüllüğü yüksek, duyarlılığı düsük iken, diğerinde kullanılan kitin duyarlılığı yüksek, özgüllüğü düsük bulunmustur. Lab #2 ile karsılastırıldığında, testleri Lab #1’de yapılan hastalar arasında total villöz atrofili olanların sayısı anlamlı düzeyde daha fazladır. İki laboratuvar arasındaki toplam duyarlılık farkını bu bulgu tek basına açıklayabilir. Ancak,duyarlılıkları, histolojik hasarın derecesi ile analiz ettikten sonra bile, iki laboratuvar arasında tTG testinin duyarlılığı açısından bir fark vardır. Hem Lab #1 hem de Lab #2’de, tTG antikorunun duyarlılığı, parsiyel villöz atrofili olgularda, total villöz atrofili olanlardan daha düsük bulundu. Bu laboratuarların sınır değerlerini nasıl belirlediğini ya da üretici firmanın önerdiği değerleri mi kullandıklarını bilmiyoruz.Üstelik, üretici firmaların, kendi ürettikleri kitler için normal aralığı nasıl belirlediklerini de bilmiyoruz.Klinisyenlerin bu ince ancak bir o kadar da önemli ayrıntıları bilmelerini beklemek gerçekçi bir yaklasım olmaz. Belki de, Avrupa’da yapılmaya çalısıldığı gibi,standart bir test ve sınır değeri üzerinde görüs birliğinevarılması ve tüm ticari referans laboratuarlarının bunları kullanması doğru bir yaklasım olabilir.33 Laboratuvarlar arasındaki değiskenliğin daha gerçekçi bir değerlendirmesini yapabilmek için, gelecekteki çalısmalarda hastanın serumu, Amerika Birlesik Devletleri’nde yaygın olarak kullanılan değisik kitlerle çalısılarak sonuçlar karsılastırılmalıdır. Nitekim, biz de çalısmamızda, aynı hastanın serumunun iki farklı laboratuvarda analiz edildiğinde, bazen çeliskili sonuçlar ile karsılastığımız oldu. Ancak, bu hastaları çalısmaya dahil etmedik. Elde ettiğimiz sonuçların,testlerin Amerika Birlesik Devletleri’ndeki diğer laboratuvarlarda ya da değisik firmaların ürettiği kitler ile yapılması ile nasıl bir değisiklik gösterebileceğini bilmiyoruz. Uzak bir olasılık olmakla birlikte,hastalarımızın tümünde çölyak hastalığı olmayabilir.

Çölyak hastalığındakilere benzer biyopsi bulguları olan hastalarda spontan remisyon görüldüğünün bildirilmesi,bir akut, nonspesifik ve glutene bağlı olmayan enterit olasılığını da akla getirmektedir.34 Hastalardaki histolojik hasarın derecesi azaldıkça,tTG antikor testinin duyarlılığı da o oranda azalmaktadır.

Farklı ticari referans laboratuvarlarında,pozitif bir test için kabul edilen sınır değerleri ve kullanılan test sistemi de farklıdır. Bunun sonucunda,klinik uygulamada, laboratuvarlar arasında test duyarlılığı ve özgüllüğü bakımından belirgin farklılıklar gözlenir. Bu nedenle, klinisyen, tTG antikor testi negatif ve çölyak hastalığı açısından klinik olarak ılımlı düzeyde süphe uyandıran hastalarda biyopsiye basvurmalıdır. Daha ileri arastırmalar yapılmazsa çölyak hastalığı ve antikor negatifliği olan hastaların
önemli kısmı yakalanamayabilir. Çölyak hastalığı tanısında yalnızca antikor testlerine güvenilmesi durumunda, özellikle parsiyel villöz atrofili olgularda,pek çok hastaya tanı konulamayabilir.


Kaynaklar:

CLINICAL GASTROENTEROLOGY AND HEPATOLOGY TÜRKÇE BASKI 2006;1:149-154


JULIAN A. ABRAMS,* PARDEEP BRAR,* BEVERLY DIAMOND,* HEIDRUN ROTTERDAM‡ ve PETER H. GREEN*
Departments of *Medicine and ‡Surgical Pathology, Columbia University College of Physicians and Surgeons, New York, New York


1. Green PH, Jabri B. Coeliac disease. Lancet 2003;362:383–391.
2. Alaedini A, Green PH. Narrative review: celiac disease: understanding
a complex autoimmune disorder. Ann Intern Med 2005; 142:289–298.
3. Rostom A, Dube C, Cranney A, et al. The diagnostic accuracy of serologic tests for celiac disease: a systematic review. Gastroenterology
2005;128:S38–S46.
4. Kapuscinska A, Zalewski T, Chorzelski TP, et al. Disease specificity and dynamics of changes in IgA class anti-endomysial antibodies in celiac disease. J Pediatr Gastroenterol Nutr 1987;6:529–534.
5. Dieterich W, Ehnis T, Bauer M, et al. Identification of tissue transglutaminase as the autoantigen of celiac disease. Nat Med 1997;3:797–801.
6. Dickey W, McMillan SA, Hughes DF. Sensitivity of serum tissue transglutaminase antibodies for endomysial antibody positive and negative coeliac disease. Scand J Gastroenterol 2001;36:511–514.
7. Dickey W, Hughes DF, McMillan SA. Reliance on serum endomysial antibody testing underestimates the true prevalence of coeliac disease by one fifth. Scand J Gastroenterol 2000;35:181–183.
8. Abrams J, Diamond B, Rotterdam H, et al. Seronegative celiac disease: increased prevalence with lesser degrees of villous atrophy. Dig Dis Sci 2004;49:546–550.
9. Rostami K, Kerckhaert J, Tiemessen R, et al. Sensitivity of antiendomysium and antigliadin antibodies in untreated celiac disease: disappointing in clinical practice. Am J Gastroenterol 1999; 94:888–894.
10. Rostom A, Dube C, Cranney A, et al. Celiac disease: evidence report/technology assessment no 104 (prepared by the University of Ottawa Evidence-based Practice Center, under contract no 290-02- 0021)—Agency for Healthcare Research and Quality Publication no 04-E029-2. Rockville, MD: Agency for Healthcare Research and Quality, 2004.
11. Koop I, Ilchmann R, Izzi L, et al. Detection of autoantibodies against tissue transglutaminase in patients with celiac disease and dermatitis herpetiformis. Am J Gastroenterol 2000;95:2009–2014.
12. Tursi A, Brandimarte G, Giorgetti GM. Prevalence of antitissue transglutaminase antibodies in different degrees of intestinal damage in celiac disease. J Clin Gastroenterol 2003;36:219–221.
13. Ashabani A, Errabtea H, Shapan A, et al. Serologic markers of untreated celiac disease in Libyan children: antigliadin, antitransglutaminase, antiendomysial, and anticalreticulin antibodies. J Pediatr Gastroenterol Nutr 2001;33:276–282.
14. Shamir R, Lerner A, Shinar E, et al. The use of a single serological marker underestimates the prevalence of celiac disease in Israel: a study of blood donors. Am J Gastroenterol 2002;97:2589–2594.
15. Dieterich W, Laag E, Schopper H, et al. Autoantibodies to tissue transglutaminase as predictors of celiac disease. Gastroenterology 1998;115:1317–1321.
16. Sulkanen S, Halttunen T, Laurila K, et al. Tissue transglutaminase autoantibody enzyme-linked immunosorbent assay in detecting celiac disease. Gastroenterology 1998;115:1322–1328.
17. Biagi F, Ellis HJ, Yiannakou JY, et al. Tissue transglutaminase antibodies in celiac disease. Am J Gastroenterol 1999;94:2187– 2192.
18. Murray JA, Van Dyke C, Plevak MF, et al. Trends in the identification and clinical features of celiac disease in a North American community, 1950-2001. Clin Gastroenterol Hepatol 2003;1:19–27.
19. Lo W, Sano K, Lebwohl B, et al. Changing presentation of adult celiac disease. Dig Dis Sci 2003;48:395–398.
20. Weiss B, Bujanover Y, Avidan B, et al. Positive tissue transglutaminase antibodies with negative endomysial antibodies: low rate of celiac disease. Isr Med Assoc J 2004;6:9–12.
21. Freeman HJ. Strongly positive tissue transglutaminase antibody assays without celiac disease. Can J Gastroenterol 2004;18:25–28.
22. Feighery L, Collins C, Feighery C, et al. Anti-transglutaminase antibodies and the serological diagnosis of coeliac disease. Br J Biomed Sci 2003;60:14–18.
23. Spadaro A, Sorgi ML, Scrivo R, et al. [Anti-tissue transglutaminase antibodies in inflammatory and degenerative arthropathies]. Reumatismo 2002;54:344–350.
24. Peracchi M, Trovato C, Longhi M, et al. Tissue transglutaminase antibodies in patients with end-stage heart failure. Am J Gastroenterol 2002;97:2850–2854.
25. Bizzaro N, Villalta D, Tonutti E, et al. IgA and IgG tissue transglutaminase antibody prevalence and clinical significance in connective tissue diseases, inflammatory bowel disease, and primary biliary cirrhosis. Dig Dis Sci 2003;48:2360–2365.
26. Vecchi M, Folli C, Donato MF, et al. High rate of positive antitissue transglutaminase antibodies in chronic liver disease. Role of liver decompensation and of the antigen source. Scand J Gastroenterol 2003;38:50–54.
27. Carroccio A, Vitale G, Di Prima L, et al. Comparison of antitransglutaminase ELISAs and an anti-endomysial antibody assay in the diagnosis of celiac disease: a prospective study. Clin Chem 2002;48:1546–1550.
28. Leon F, Camarero C, R-Pena R, et al. Anti-transglutaminase IgA ELISA: clinical potential and drawbacks in celiac disease diagnosis.Scand J Gastroenterol 2001;36:849–853.
29. Di Tola M, Sabbatella L, Anania MC, et al. Anti-tissue transglutaminase antibodies in inflammatory bowel disease: new evidence. Clin Chem Lab Med 2004;42:1092–1097.
30. Fernandez E, Riestra S, Rodrigo L, et al. Comparison of six human anti-transglutaminase ELISA-tests in the diagnosis of celiac disease in the Saharawi population. World J Gastroenterol 2005;11:3762–3766.
31. Van Meensel B, Hiele M, Hoffman I, et al. Diagnostic accuracy of ten second-generation (human) tissue transglutaminase antibody assays in celiac disease. Clin Chem 2004;50:2125–2135.
32. Wong RC, Wilson RJ, Steele RH, et al. A comparison of 13 guinea pig and human anti-tissue transglutaminase antibody ELISA kits. J Clin Pathol 2002;55:488–494.
33. Stern M. Comparative evaluation of serologic tests for celiac disease: a European initiative toward standardization. J Pediatr Gastroenterol Nutr 2000;31:513–519.
34. Goldstein NS. Non-gluten sensitivity-related small bowel villous flattening with increased intraepithelial lymphocytes: not all that flattens is celiac sprue. Am J Clin Pathol 2004;121:546–550.

11 Haziran 2010 Cuma

Glutensiz Diyetin Püf Noktaları

Çölyak hastası iseniz beslenme biçiminizde köklü değişikliklerin zamanıdır. İşte size birkaç öneri...

Glutensiz diyet hayatta birçok önemli değişikliği de beraberinde getirir. Sağlıklı beslenmeye dönüş bunları en önemlisi. Bu rahatsızlık, ömür boyu pahalı ilaç, tıbbi müdahale gerektirmez. Sadece diyetle kontrol altına alınabilir.

Sabırlı olmak şart!
Hayat tarzını değiştirirken, hem kendine, hem de etrafındakilere karşı sabırlı ve anlayışlı olunmalı. Sevdiklerini, arkadaşlarını ve çevrendekileri bu konuda eğitmek de bu tedavinin bir parçası. Yakın çevredeki insanların pozitif davranışları ve anlayışlı olmaları diyete geçişi ve uygulamayı kolaylaştırır.

İşte diyetin püf noktaları

• Buğday, arpa, yulaf, çavdar ve bunları içeren gıdalar kesinlikle tüketilmemelidir.

• Mısır, pirinç, patates, soya fasulyesi yenilebilir.

• Gıdaların içerikleri çok iyi okunmalıdır.

• İlaçlar doktora, veya üreticisine danışılmadan kullanılmamalıdır.

• Başlangıçta 2 ay kadar süt ve süt ürünleri tüketilmemelidir. Daha sonra bunlar tek tek denenerek diyete dahil edilebilir. Keçi sütü ve ürünlerinde bir sakınca yoktur.

• Bira, şarap, viski, likör ve brendi gibi içeceklerden sakınılmalıdır.

• Amerika ve Avrupa'da günde 50-60 gr yulaf diyete eklenmeye başlandı. Kesin olmamakla birlikte, bu miktar çölyaklar için emniyetli görünmektedir.

Mutfakta glutenle temas, bulaşma olmamalıdır.

• Mutfakta gluten içeren ve içermeyen gıdalar ayrı yerlerde saklanmalıdır. Unun tozları uçabildiğinden, aynı fırında yemek pişirilmeden önce temizlenmelidir. Ekmek makinası kullanılıyorsa, bu makina sadece glutensiz ürünlere ayırılmalıdır.

• Teflon, tahta kaşık gibi mutfak aletleri ne kadar iyi temizlenseler de gözeneklerinde gluten kalıntıları kalabilme riski olduğundan, bunlar ayrılmalıdır.

• Hazır salça, konserve, hazır çorba, soslar, tuzot gibi gıdalarda gluten katkı maddesi olarak kullanıldığından, bunlar tüketilmemelidir.Kaynakwh webhatti.com: 

• Sirke, çikolata, sakız, ketçap, moyonez, dondurma gibi gıdaların bazılarında gluten bulunabilmektedir. Bunlar yenilmeden önce üreticisine danışılmalıdır.

• Kozmetikler, şampuanlar ve ev temizleyici maddelerde yer alan glutenin ağıza kaçma riski taşıdığından, bu malzemelerin glutensiz olanları seçilmelidir. Bazı makyaj malzemeleri, kremler de hassas çölyaklara dokunabilmektedir.

Kaynak : webhatti.com

28 Mayıs 2010 Cuma

100 kişiden biri siz misiniz?

Her 100 kişiden birinde görülen ve çoğu zaman fark edilmeyen Çölyak hastalığının erken tespiti için yeni bir test geliştirildi.

Çölyak, Gluten isimli proteini içeren, buğday, arpa, çavdar ve yulaf ile beslenme neticesi ortaya çıkan ve  mide-bağırsak sistemine ait şikayetlere yol açan bir hastalıktır. Nedeni bilinemez bir şekilde, son 50 yıldır giderek yaygınlaşıyor.  Küçük çocuklarda kilo alamama, boy uzamasında yavaşlama gibi belirtilerin yanı sıra,yetişkinlerde de yaşam kalitesini oldukça düşürüyor.

Yakın zamanlarda yapılan bilimsel tıbbi çalışmalar, Çölyak Hastalığı’nın her 100  kişiden birinde görülecek kadar sık olduğunu göstermiştir. 70 milyonluk Türkiye’de, hastalığından habersiz 700 bin civarında  Çölyaklı olduğu tahmin ediliyor.

Hastalığa erken tanı koyarak ve glutensiz diyetler ile beslenerek normal bir yaşam sürmek mümkün. Bunun yolu da tarama testlerinden geçmektedir. Aksi taktirde Çölyak hastalığı, lenfoma, mide-bağırsak ve meme kanserleri başta olmak üzere anemi, vitamin eksiklikleri, gelişme geriliği, böbrek ve kalpte hasarlara neden olabilmektedir. Şeker hastalığı, Down Sendromu, anemi, kısırlık, troid hastalıkları ile birlikte görülme sıklığının yüksek olduğu tespit edilmiş olup, yapılan son çalışmalar, glutensiz diyet tedavisi uygulanmayan çocuklarda, şeker hastalığı gelişme riskinin artmış olduğunu göstermektedir.

Belirtileri:
  • Şişkinlik,gaz, karın ağrısı,
  • Tekrarlayan ishal,
  • Bazen kabızlık,
  • Çocuklarda büyüme gecikmesi,
  • Vitamin ,demir eksikliği,
  • Ciltte kaşıntılı döküntü…

Çölyak Hastalığının Teşhisi İle İlgili Önemli Gelişme

Çölyak son yıllara kadar teşhisi oldukça zahmetli ve zor bir hastalıktı. Çölyak hastaları, teşhis zorluğu nedeniyle bağırsak düzensizliklerinden kansere kadar çok geniş bir yelpazede araştırılıyor ve çoğunlukla teşhis konulamadan yaşamlarını devam ettiriyorlardı.

Finlandiya’da geliştirilen ve bir süredir tüm Avrupa’da uygulanan Avrupa Birliği onaylı ÇÖLYAK TESPİT TESTİ hastalığın teşhisi ile ilgili önemli bir gelişme. Testin pozitif çıkması, kişide çölyak hastalığının olduğuna işaret ediyor. Çölyak hastası olma ihtimali öngörülen kişilere test uygulanabiliyor. Bu suretle gereksiz biyopsilerinde önüne geçilmiş oluyor.

Parmaktan alınan bir damla kan ile 5 dakika içerisinde sonuç veren, kişinin kendisine dahi kolaylıkla uygulayabileceği tarama testi oldukça güvenilir. Çünkü son tanı metodu olan ince barsak biyopsisi ile yüzde 97.4 oranında paralellik gösteriyor. Eczanelerde satılan test, aynı zamanda çölyak hastalarının glutensiz diyetlerinin takibi amacıyla da kullanılıyor.

Kaynak:
hurriyet.com.tr

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Evde bir damla kanla çölyak testi

Çölyak, gluten adlı proteini içeren buğday, arpa, çavdar ve yulaf yenmesi sonucu mide-bağırsak sistemini bozan bir hastalık. Kesin tanısı için endoskopiyle incebağırsak biyopsisi yapılması gerekiyor. Ancak şimdi bir damla kanla yapılan ve 5 dakikada sonuç veren testle tanınması da mümkün.

Çölyak olabileceği düşünülenlere uygulanabilecek bu testle, gereksiz biyopsilerin önüne geçilebiliyor. Testin negatif çıkması halinde girişimsel ve daha pahalı bir yöntem olan incebağırsak biyopsisine başvurulmuyor. Eczanelerde satılan test, çölyak hastalığı teşhis edilmiş hastalarda glutensiz diyetin izlenmesi için de kullanılabiliyor.

Ev tipi çölyak testi için parmaktan bir damla kan alınıyor. İçinde sıvı karışım bulunan tüpün içine konuyor. Kan sıvıyla iyice karışana kadar tüp çalkalanıyor. Tüpün içinde karışan ve kan nedeniyle rengi koyulaşan sıvı, test kartuşunun üstündeki hazneye damlatılıyor. 4-5 dakika bekleniyor. Kartuşun üzerinde iki çizgi oluşması kanda IgA antikorlarının eşlik ettiği çölyak hastalığı olduğunu gösteriyor.
Kesin tanı ve tedavi için kişinin doktora başvurması gerekiyor.

Eğer sonuç negatif çıkarsa, kanda IgA antikorlarının eşlik ettiği çölyak yok demek. Ancak sindirim sistemiyle ilgili şikâyetler yine de devam ediyorsa, daha fazla tıbbi araştırma öneriliyor.

Finlandiya’dan ithal edilen AB onaylı test, 52 liraya satılıyor. Doğruluk oranı yüzde 97’lere ulaşıyor.

GEREKSİZ BİYOPSİYİ ENGELLİYOR


0-18 Klinik’den Pediatrik Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Benal Büyükgebiz, “Bu bir tarama testi. Çölyak hastalarının hasarlı dokularında gelişen antikora bakıyor. Hassas ve güvenilir. Verdiği bilgi değerli çünkü gereksiz biyopsilerin yapılmasını önlüyor” diyor. Aileler biyopsiye izin vermediklerinde bu testin sonucuna göre glutensiz diyete başlanıp, buna verilen yanıtlar izlenerek (belirtilerde düzelme, boy ve kilo artışı gibi) hastalık değerlendirilebiliyor. Hastaya herhangi bir girişimde bulunmaya gerek kalmadan, parmaktan alınan kanla, basitçe uygulanması da bir avantaj.

Çölyak, çok değişik klinik tablolarla ortaya çıkıyor. Osteoporoz, vitamin eksikliği, laktoz intoleransı, sulu dışkılama, karın şişliği, adalelerde erime, büyüme geriliği, beslenme yetersizliği, çeşitli nörolojik belirtiler gibi... Bazen hasta sadece boy kısalığı şikâyetiyle doktora götürülüyor, bazen demir eksikliği. Orta yaşta aşırı zayıflık ve osteoporoz belirtileriyle gelip, çölyak tanısı alan hastalar var.
Çocuklarda büyüme geriliği, demir eksikliği, kilo artışında yavaşlama, boy uzamada azlık, ishal gibi belirtiler varsa mutlaka çölyak olup olmadığına bakmak gerekiyor. Bu testin sonucunun negatif olması halinde başka hastalıklar düşünülebilir.

Ek gıdalara geçilince sorun kendini gösteriyor

En basit tanımıyla çölyak bir incebağırsak alerjisi. Tahılların içinde bulunan glutene karşı incebağırsak ömür boyu hassasiyet gösteriyor. Gluten, incebağırsağa zarar veriyor. İncebağırsaktaki villus denen yapıları yok edip, vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerinin incebağırsak tarafından emilip, kana karışmasını engelliyor. Tam da bu nedenle vitamin, demir eksikliği yaşanıyor. Yediği halde iyi beslenemeyen kişi az gelişiyor, boyu ve kilosu geride kalıyor. Buna bağlı birçok sorun gelişiyor.

Gluten içermeyen besinlerle beslenen bebek ve çocuklar hiçbir problemle karşılaşmıyorlar. Sorun genellikle ek gıdalara geçildiğinde, bebekler glutenli gıdalarla karşılaşmaya başladıklarında kendini hissettirmeye başlıyor. Ekmek, makarna, bisküvi, irmik vs. ile tanışan çocuklarda çölyağın iştahsızlık, ishal, kusma, karın şişliği, ince kol ve bacaklar, büyümede gerilik, boy kısalığı ve huysuzluk gibi tipik belirtileri görülmeye başlıyor. Yetişkin yaşlarda da bu durum yaşam kalitesini ciddi derecede bozabiliyor.

Çölyağın şeker hastalığı, down sendromu, anemi, kısırlık, troid hastalıkları ile birlikte görülme sıklığının yüksek olduğu tespit edilmiş. Son çalışmalara göre glutensiz diyet tedavisi uygulanmayan çocuklarda, şeker hastalığı gelişme riski artıyor.

hurriyet.com.tr
Mesude ERŞAN

15 Mayıs 2010 Cumartesi

İdiyopatik Kronik Ürtiker Bulgularıyla Gelen Çölyak Hastalığı



Çölyak hastalığı, genetik olarak yatkın olan bireylerde, buğdaydaki gluten proteinine karşı, T hücre ilişkili gelişen immün cevap ile karakterize, enflamatuar bir hastalıktır. Klasik olarak büyüme geriliği, ishal, malabsorpsiyon,karın şişkinliği gibi semptomlarla karşımıza çıkar1. Ancak günümüzde gelişmiş immünolojik ve serolojik testlerin daha yaygın kullanılması nedeniyle atipik şekilde çölyak vakaları daha sık görülmekte ve klinikte tanı koyduğumuz çölyak vakalarının buzdağının görünen kısmı olduğunu düşündürmektedir. Tip 1 diyabetes mellitus (tip 1 DM) ve otoimmün tiroidit gibi otoimmün hastalıklarla birlikteliği sıkça gösterilmiştir. Kronik ürtikerin de etiyolojisinde otoimmünite sorumlu tutulmaktadır, bu iki otoimmün hastalığın birlikteliği sık olmasa daliteratürde yer almaktadır. Burada, uzun süredir kronik ürtiker şikayetleri olan ve bu yönde araştırılırken çölyak hastalığı tanısı konulan onbir yaşında bir hasta sunulmuştur.

Vaka Takdimi

Onbir yaşında erkek hasta, beş yıldır ayda 2-3 kez tekrarlayan, gövde ve ekstremitelerinde kaşıntılı, deriden kabarık lezyonlar gelişmesi nedeniyle hastanemize getirildi. Dış merkezlerde birçok kereler antihistaminik tedavisi almış ancak hiçbirinden fayda görmemişti. Vücudundaki kaşıntılı lezyonlar dışında şikayeti yoktu, dudaklarda ödem, ishal, karın ağrısı, karın şişkinliği gibi yakınmaları hiç olmamıştı. Fizik muayenesinde; ağırlık 32.5 kg (25. persentilde), boy 141 cm (25-50. persentilde), gövde ve ekstremitelerde papüler, ürtikeryal lezyonlar vardı, diğer sistem bulguları normaldi.
Tam kan sayımı normal, periferik kan yaymasında eozinofili yoktu. Dışkıda parazit, amip ve giardia antijenleri negatifti, idrar incelemesi, karaciğer fonksiyon testleri, böbrek fonksiyon testleri, tiroid fonksiyon testleri, serum elektrolitleri, kan şekeri düzeyi normaldi. Eritrosit sedimentasyon hızı, C-reaktif protein, C3, C4,kantitatif immün globülin düzeyleri normal, IgE 55.7 IU/ml (normal) idi. Serum vitamin B12 ve folat normal, demir 35.5 μg/dl (normali 59-158 μg/dl), demir bağlama kapasitesi 279 μg/ml (normali 245-450 μg/dl), ferritin 5.68 ng/ml (normali 30-400 ng/ml), demir satürasyonu %12.7 bulundu.
Deri prick test ile yabani otlar,aspergillus, yumurta, fındık, kakao ve buğdaya karşı reaksiyon saptandı. Antigliadin (AGA) IgA, IgG ve antiendomisyum (EMA) antikorlarının pozitif bulunması üzerine endoskopik ince bağırsak biyopsisi yapıldı. Histopatolojik olarak total villus atrofisi ve karışık tipte iltihabi hücre infiltrasyonu saptandı (Şekil 1). Glutensiz diyete başladıktan bir ay sonra şikayetlerinin azaldığı iki ay sonra ürtikeryal döküntülerinin tamamen kaybolduğu görüldü, diyetine devam eden hastanın iki yıllık izlemi süresince hiç şikayeti olmadı.



Tartışma


Kronik ürtiker, altı haftadan uzun süreli,hemen her gün olan, beraberinde anjiyoödem de olabilen, ürtikeryal döküntüler şeklinde tanımlanmaktadır2. Etiyolojisi tam olarak aydınlığa kavuşmamıştır. İlk kez 1982’de kronik ürtikerli hastalarda tiroid antikorlarının saptanmasıyla otoimmün mekanizmalarla geliştiği hipotezi daha ön plana çıkmaktadır3.Sonraki çalışmalarda nedeni bilinmeyen bu grubun %30-50’sinde IgE reseptörünün alfa alt ünitesine karşı IgG antikorlarının saptanması hastalığın patogenezinde otoimmünitenin yeri olduğu görüşünü desteklemektedir4,5.

Çölyak hastalığı, gluten intoleransının neden olduğu genetik geçişli enflamatuar bir hastalıktır. Malabsorpsiyon, ishal, karın şişkinliği gibi klasik çölyak semptomlarından başka ekstraintestinal semptomlar ve birçok otoimmün hastalıklarla (tip 1 DM, tiroidit, alopesi) birlikteliği bilinmektedir1. Otoimmün hastalıklar, normal popülasyona göre çölyaklı hastalarda on kat daha fazla görülür. Hem çölyak hem de kronik ürtikerin temelinde otoimmün mekanizmaların rol oynadığı düşünüldüğünde, klinikte ikisinin birlikte görüldüğü olgular sıklıkla beklenebilir.

Ancak umulanın aksine hem klinik pratikte hem de literatürde ikisinin birlikteliği çok değildir.Hautekeete ve arkadaşları6 1987’de çölyak ve kronik ürtiker birlikteliğini ilk tanımladığında,çölyaktaki zedelenmiş mukozanın antijen geçirgenliğini artırmasının, kronik ürtiker patogenezinde rol oynadığını savunmuş ve diyet tedavisi ile kronik ürtikerin düzelmesinin de düzelen mukozal zedelenme nedeniyle antijen geçirgenliğinin azalmasıyla bağlantılı olduğunu ileri sürmüştür. Daha sonra vaka sunumları şeklinde yayımlanan birkaç çalışmada da glutensiz diyetle ürtiker semptomlarının kaybolduğu gözlemlenmiştir7,8. Caminiti ve arkadaşlarının çocuk yaş grubunda yaptıkları vaka kontrollü bir çalışmada, kronik ürtikeri olan 79 hastanın dördünde (%5) çölyak hastalığı saptanmış ve kontrol grubuna göre (%0.67) anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu hastaların hepsi de glutensiz diyetten kısa sürede fayda görmüş en erken beş, en geç on hafta içinde ürtiker şikayetleri tamamen düzelmiştir.

Endomisyum ve doku transglutaminaz antikorlarının negatifleşmesi altı ile dokuz ay civarında olduğu halde ürtiker semptomları çok daha erken kaybolmuştur. Bizim vakamızda da, bu çalışmada olduğu gibi tipik çölyak semptomları olmayıp, sadece kronik ürtiker nedeniyle yapılan incelemeler sonucunda çölyak hastalığı tanısına gidilmiştir. Büyüme geriliği veya malabsorpsiyon bulguları olmayan hastamızda, sadece demir depolarında azalma tespit edilmiştir.

Glutensiz diyete başlandıktan sonra birinci ayda ürtiker şikayetleri gerilemiş, ikinci ay kontrolünde tamamen kaybolduğu görülmüştür. AGA ve EMA 15. ayda negatifleşmiştir. Literatürdeki diğer vakalarla da uyumlu olarak hastamız glutensiz diyetten fayda görmüştür7-10.
Sonuç olarak, nedeni açıklanamamış kronik ürtiker vakalarında tipik çölyak bulguları olmasa da subklinik çölyak hastalığı olabileceği akla gelmelidir. Tedaviye cevap vermeyen bu kronik ürtiker vakalarının glutensiz diyet ile düzelmesi ve dikkatli bir diyet ile, belki de gelişebilecek diğer otoimmün hastalıkların engellenmesi konulan tanının önemini vurgulamaktadır.

Özet:

Çölyak hastalığı, genetik olarak yatkın bireylerde, glutene karşı gelişen immün cevap sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Klinik spektrumu, klasik malabsorpsiyondan asemptomatik sessiz şekline kadar değişkenlik gösterir.
Tip 1 diyabetes mellitus ve otoimmün tiroidit gibi otoimmün hastalıklarla birlikteliği sıkça gösterilmiştir. Bu durumda, çölyak hastalığıyla idiyopatik kronik ürtiker birlikteliği sık beklenebilir. Ancak literatürde bu vakalar beklenildiği kadar fazla değildir. Yazımızda, beş yıldır kronik ürtiker nedeniyle izlenip sonrasında çölyak tanısı alan bir vaka bildirilmiş ve bu vaka dolayısıyla çölyak hastalığının nadir de olsa ürtiker gibi atipik bulgularla karşımıza çıkabileceği vurgulanmıştır.


Kaynaklar:

1. Rodrigo L. Celiac disease. World J Gastroenterol 2006; 12: 6585-6593.
2. Powell RJ, Du Toit GL, Siddique N, et al. BSACI guidelines for the management of chronic urticaria and angio-oedema. Clin Exp Allergy 2007; 37: 631-650.
3. Leznoff A, Josse RG, Denburg J, Dolovich J. Association of chronic urticaria and angioedema with thyroid autoimmunity. Arch Dermatol 1983; 119: 636-640.
4. Gruber BL, Baeza ML, Marchese MJ, et al. Prevalence and functional role of anti-IgE autoantibodies in urticarial syndromes. J Invest Dermatol 1988; 90: 213-217.
5. Ferrer M, Kaplan AP. Chronic urticaria: what is new, where are we headed. Allergol Immunopathol (Madr) 2007; 35: 57-61.
6. Hautekeete ML, DeClerck LS, Stevens WJ. Chronic urticaria associated with coeliac disease. Lancet 1987; 1: 157.
7. Scala E, Giani M, Pirrotta L, Guerra EC, De Pita O, Puddu P. Urticaria and adult celiac disease. Allergy 1999; 54: 1008-1009.
8. Candelli M, Nista EC, Gabrielli M, et al. Celiac disease and chronic urticaria resolution: a case report. Dig Dis Sci 2004; 49: 1489-1490.
9. Caminiti L, Passalacqua G, Magazzu G, et al. Chronic urticaria and associated coeliac disease in children: a case-control study. Pediatr Allergy Immunol 2005; 16: 428-432.
10. Meneghetti R, Gerarduzzi T, Barbi E, Ventura A. Chronic urticaria and coeliac disease. Arch Dis Child 2004; 89: 293.


Gönül Dinler¹, Ayhan Gazi Kalaycı², Seda Gün³
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi 1Pediatri Yardımcı Doçenti, 2Pediatri Profesörü, 3Patoloji Araştırma Görevlisi

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 2009; 52: 36-38

Glütensiz Gurme Lezzetler

Glütensiz Gurme Lezzetler - Güçlü Bir Bağışıklık Sistemi İçin Altın Öğütler
Aslıhan Koruyan Sabancı
Glütensiz Yemek Tarifleri

Aslıhan Koruyan Sabancı, sağlıklı beslenmek isteyen lezzet tutkunları için hazırladığı kitabı “Glütensiz Gurme Lezzetler” ile Türk ve dünya mutfağının eşsiz lezzetlerini okuyucularına sunuyor.

Aslıhan Koruyan Sabancı tarafından iki yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda kaleme alınan Glütensiz Gurme Lezzetler, Türk mutfağı üzerine hazırlanan, besin analizleri içeren dünyada ve Türkiye'deki ilk glütensiz yemek kitabı olma özelliğini taşıyor. Resimler ile renklendirilmiş 320 sayfadan oluşan kitap Akdeniz Mutfağı’ndan kolay bulunan malzemelerle hazırlanan denenmiş, pratik ve leziz 170 tarif içeriyor. Glütensiz Gurme Lezzetler içerisinde yer alan her tarife özel besin analizi tabloları, vitamin ve mineral değerleri, uzman doktorlar ve beslenme bilimcilerinin hazırlıkları sonucunda okuyuculara sunuluyor.

Aslıhan Koruyan Sabancı Glütensiz Gurme Lezzetler hakkında "Tariflerimi kitap haline getirirken benim gibi gıda duyarlılığı olan kişilerin de merak edebileceği bilgilere kitabımda yer vermek istedim. Çeşitli mutfakların yemek tariflerini sadece glüten duyarlılığı olan kişiler için değil, Akdeniz ve Ege mutfağını seven, sağlıklı beslenmek isteyen herkes için hazırladım. Kitabımın, glüten duyarlılığı olan kişilere, çölyak hastalarına, hasta yakınlarına, çocuk hekimlerine ve gastroenterologların yanısıra yemek pişirmeyi seven yediden yetmişe her ülkeden okuyucuya faydalı olacağını umuyor, tüm okuyucularıma sağlıklı ve mutlu bir yaşam diliyorum" şeklinde konuştu.

Aslıhan Koruyan Sabancı sözlerine şöyle devam etti: “Kitabı hazırlarken birçok soruya yanıt aradım. Örneğin Çölyak hastalığı, glüten alerjisi ve glüten duyarlılığı arasında ne farklar vardı? Bu hastalıkların belirtileri, tedavi yöntemleri nasıldı? Glüten içeren gıda maddelerinin bir listesi var mıydı? Gıda hassasiyetini yenmek için sağlıklı bir bağışıklık sistemi nasıl oluşturulabilirdi? Tariflerim ve kullandığım gıda malzemeleri sağlıklı beslenmeyi ne kadar destekliyordu?" Bunların yanıtlarını uzmanlar aracılığıyla buldum ve okuyucularıma sunuyorum. Ayrıca besin duyarlılığımın olduğunu öğrendiğimde araştırdığım tüm glütensiz yemek tarifi kitapları "Spelt, tapokya unu, yumurta tozu, badem unu, nohut Unu, patates tozu' gibi ya çok zor bulunan ürünler içeriyor ya da farklı ülkelere ait tariflerden oluşuyordu. Sonunda almış olduğum beslenme ve gastronomi eğitimlerinden, aile büyüklerimizden öğrendiğim tarifleri un, buğday, çavdar içermeden yapmaya başladım. Ayrıca besin duyarlılığında eksik vitamin ve mineralleri dengeleyecek besinleri tüketmek de çok önemli. Ben bu vitamin ve mineralleri doğal yollardan nasıl alacağımızı kendim merak ediyordum. Yediğim her yemeğin bana ne kadar faydası vardı? Bunları da araştırmaya başladım. Bu süreç sonrasında yeni oluşturduğum tarifler ve besin değerlerini bir araya getirerek ‘Glütensiz Gurme Lezzetler’i hayata geçirmeye karar verdim”.



Ağırlıklı olarak Akdeniz ve Ege mutfağının eşsiz lezzetlerini içeren Glütensiz Gurme Lezzetler ile kahvaltı, ana yemek, tatlı ve meyve, içecek ve sorbeler için değişik tariflerle birçok lezzet tatmak mümkün. Kitapta ayrıca, faydalı bilgiler, ev yapımı konserve domates, evde sirke yapımı, aromalı zeytinyağı yapımı gibi pratik tarifler de bulunuyor.




Kitapta yer alan glüten duyarlılığı, glüten alerjisi ve çölyak hastalığı, bağışıklık sistemi (Imun Sistem) ve sağlıklı bir imun sistem için beslenme önerileri konularını İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor Muazzez Garipağaoğlu bilimsel olarak açıklıyor.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendiren vitamin ve antioksidanların hangi tariflerde ne kadar olduğunu belirten analizleri hazırlayan Beslenme Bilimcisi Manfred Schimidt ise sunduğu tablolar ile tariflerin toplam karbonhidrat, protein, lif ve yağ içeriklerinin yanısıra folik asit, kalsiyum, magnezyum, çinko, demir, niasin, D, E, A, C, B1, B2 vitaminleri açısından zenginliklerini gösteriyor. Glütensiz Gurme Lezzetler, bilimsel alt yapısı ile sağlıklı mutfakların vazgeçilmezi olmaya adaylığını koyuyor.



NTV yayınlarının basıma hazırladığı Glütensiz Gurme Lezzetler yemek kitabı, Gratis, D&R ve seçkin kitapevlerinde 75 liradan satışa sunulacak. Kitabın İngilizce versiyonu da yaklaşık bir ay sonra piyasaya çıkacak.

Aslıhan Koruyan Sabancı, kitabının satışından elde edilecek gelirin bir kısmını İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve İstanbul Çocuk Hematoloji Onkoloji Derneğine bağışlayacak. 


....................................................


Glutensiz Ziyafet


Küçük bir kızken bile yemek yapmayı çok sevdi Aslıhan Sabancı. Amerika'daki öğrencilik zamanlarında da yemek yaptı, etrafındaki herkese Türk mutfağını sevdirdi. Festivallerde satış yaparak birinci oldu. Mutfakta “Belki ileride bir restoran açarım” diyecek kadar iddialı. Ancak aniden, aralarında glütenin de bulunduğu tam 77 çeşit besine alerjisi çıktı. Bir yandan bu durumla boğuştu, bir yandan da Türkiye'nin ilk glütensiz yemek kitabı Glütensiz Gurme Lezzetleri yazdı.

Aslıhan Koruyan Sabancı (38) Sedes Holding'in Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı. Texas A&M Üniversitesi'nde ekonomi okudu, Cornell Üniversitesi'nde işletme mastırı yaptı. Mastır ve sertifikalarının arasında finans, restoran, otel yönetimi ve pazarlama teknikleri var. 2009'da “The China Study” adlı çoksatan kitabın yazarı beslenmebilimcisi Dr. T. Collin Campbell'dan beslenme eğitimi de aldı. Aynı zamanda 1991 Avrupa Güzellik Kraliçesi ama bu ünvan kazandığı pek çok ödülden sadece biri.

Yemek yapmayı ve yemeyi çok seven Sabancı, 4 yıl önce besin duyarlılığı olduğunu öğrenince kendine bu rahatsızlığı konduramadı, bir süre böyle bir şey yokmuş gibi davrandı. Gözleri kızarmaya, yüzü şişmeye ve hazımsızlık çekmeye başlayınca; aralarında süt ürünleri ve glütenin de bulunduğu tam 77 çeşit besine alerjisi olduğunu kabullenmek durumunda kaldı. Ayrıca gizli şeker teşhisi de konulmuştu.

Sonrasında yoğun bir araştırma yaptı. Glütensiz yemek tarifi kitapları ya spelt, tapokya unu, yumurta tozu, badem unu, nohut unu, patates tozu gibi çok zor bulunan ürünler içeriyor ya da farklı ülkelere ait tariflerden oluşuyordu. İş başa düşünce gastronomi eğitimi ve aile büyüklerinden öğrendiği tariflerle hareket etti. Un, buğday ve çavdar içermeyen yemekler yapmaya başladı. Bu yemekler o kadar başarılı oldu ki; 5,5 ve 7 yaşındaki iki çocuğu ve eşi Demir Sabancı da bu yemeklerden istedi. Yemeklerini davetlerde test etti, kimse glütensiz diyet yemek olduğunu anlamadı. İki hafta sonra da Sabancı'nın şikayetleri geçti zaten. Artık, diyet olmayan yemekleri sadece bazı dost davetlerinde, mecburen ayıp olmasın diye yiyor.

KİTAP BULAMAYINCA KENDİ YAZDI

Kendi yapmaktan zevk aldığı türde bir yemek kitabı bulamadığı için, oturup kendi yazmaya karar verdi Sabancı. Böylece iki yıllık bir çaba sonunda Türkiye'nin ilk glütensiz yemek kitabı “Glütensiz Gurme Lezzetler” ortaya çıktı. 127 fotoğrafla renklendirilmiş 320 sayfalık kitap, Akdeniz Mutfağı'ndan herhangi bir süpermarkette bulunabilecek malzemelerle hazırlanan denenmiş, pratik ve leziz 170 tarif içeriyor. NTV Yayınları'dan çıkan kitabın İngilizce versiyonu da yolda.
“Bu kitabı sadece glüten duyarlılığı olanlara değil; Akdeniz ve Ege mutfağını seven, sağlıklı beslenmek isteyen herkes için hazırladım. Çölyak hastalarına, yakınlarına, çocuk hekimlerine ve gastroenterologların yanı sıra yemek pişirmeyi sevenlere faydalı olacağını umuyorum” diyor.
Çölyak hastalığı, glüten alerjisi ve glüten duyarlılığının farkı gibi konularda çok kafa yordu Sabancı. Hal böyle olunca, beslenmebilimcisi Manfred Schimidt ve İÜ Çocuk Hastalıkları bölümünden Doç. Muazzez Garipağaoğlu'dan da yardım aldı.
Schimidt, her tarife özel besin analizi tabloları hazırladı. Bağışıklık sistemini kuvvetlendiren vitamin ve antioksidanların tariflerde ne kadar olduğunu belirtti. Garipağaoğlu ise glüten duyarlılığı ve çölyak hastalığını açıkladı.

SİRKE YAPMAYI BİLE ÖĞRETİYOR

Bir bakıma beslenme kitabı da sayılabilir Glütensiz Gurme Lezzetler ama sıkıcı diyet yemeklerden ibaret olduğu sanılmasın. Sucuklu yumurta bile var. Ana yemek, tatlı, içecek ve sorbe tariflerinin yanı sıra konserve domates, sirke ve aromalı zeytinyağının evde nasıl yapılacağını da anlatıyor.
Yemek konusunda iddialı olan Aslıhan Sabancı; “Herkese her şeyi yedirebilirim. Benim çocuğum enginar yemiyor, diye bir şeyi kabul etmiyorum” diyor. Mesela kerevizi öyle bir pişirip sunmuş ki, bu sebzeyi ağzına bile sürmeyen eşi Demir Bey zevkle yemiş. Bu arada çocukları da anneleriyle mutfağa girip yemek pişirmeyi öğreniyor. Kitapta fotoğrafı kullanılan mercimek, çocukların okul projesi olarak pamuklar arasında çimlendirilmiş. Kitabın yemek stilistliğini yapan ünlü şef Mike Norman bile hayatında böyle bir mercimek görmediğini itiraf etmiş.

GLUTEN DUYARLILIĞI VE ÇÖLYAK


Çölyak kısaca ince bağırsak alerjisi. Kalıtsal olarak geçiyor; buğday, arpa ve çavdarda bulunan glüten adlı maddeye duyarlılık sonucu gelişiyor. Ekmek, pasta, kek, tatlı, gofret, çikolata, makarna, bisküvi, simit ve irmikte bulunuyor. Hatta diş macunlarında dolgu malzemesi olarak bile kullanılıyor. Çocukluğun ve ergenliğin herhangi bir döneminde ortaya çıkabilen çölyaka, her yüz kişiden birinde rastlandığı belirtiliyor. Belirtileri ishal, kabızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı, karın şişliği ve beslenme yetersizliğine bağlı gelişim gerilikleri. Teşhis edilemeyen çölyak hastalarında mide, yemek borusu ve bağırsak kanseri riski genel nüfusa göre 15 kat daha fazla.

Yeşim ÇOBANKENT
Hürriyet Pazar



....................................................

Uzmanından Glutensiz Lezzetler

Besin duyarlılığı, besin alerjisi ve çölyak hastalığı... Bu tanımları belki de şimdiye kadar hiç duymadınız. Yumurtaya ya da deniz ürünlerine alerjisi olanları düşünün ya da süt ve süt ürünlerine karşı duyarlılık gösterenleri.

Besin duyarlılığı ya da besin alerjisi olan bu kişiler bazı besinleri tükettiğinde vücutları reaksiyon gösterir. Bir de çölyak hastalığı var. Bu hastalıkta ise kişilerin buğday, arpa, çavdar gibi tahıllarda bulunan bir tür protein olan glütene karşı duyarlılığı söz konusu. Yaklaşık üç ay önce ben de bir çölyak hastası olduğumu öğrendim.

O tarihten sonra da bu tanımları tüm detaylarıyla incelemeye başladım. Çölyak hastalığının tek tedavisi glüten içeren besinleri hayatımızın sonuna kadar beslenme rejimimizden çıkarmak yani glütensiz bir diyet. Bu aslında hiç de kolay değil...

Çikolata, bisküvi, makarna, ekmek, pasta asla yenilmemesi gereken besinler arasında akla ilk gelenler. ‘En sevdiklerim’ listesinde yer aldıklarını söylememe sanırım gerek yok...
Mutfakta, ‘aramızda tatsızlık çıkmasın’ diye üzerinde oğlumun, eşimin ve benim adları yazılı nutella kavanozlarının sayısı sonsuza dek 2’ye indi mesela... Bu kadarla kalsa iyi... Bir de katkı maddesi içeren gıdalar yasaklar arasında. Peki geriye ne kalıyor? Bu sorunun cevabını bulmak da kolay değil.
Çünkü hazır gıdaların birçoğu glüten içeriyor. ‘Çölyaklılar ne yiyebilir? Hamur işlerinin, tatlıların yerini ne alabilir’ derken geçtiğimiz hafta ‘Glütensiz Gurme Lezzetler’ adlı bir kitabın tanıtım davetiyesiyle karşılaştım. Sanki bu davet bana gönderilmişti...

Kitabın yazarı dört yıl önce bazı besinlere karşı duyarlı olduğunu öğrenip kendisini yepyeni ve sağlıklı bir beslenme rejiminin içinde bulan Sedes Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Aslıhan Koruyan Sabancı. Kitap; Türk mutfağı üzerine hazırlanan, besin analizleri içeren, dünyada ve Türkiye’deki ilk glütensiz yemek kitabı olma özelliği taşıyor.

İki yılda hazırlanan, 320 sayfadan oluşan kitap, Akdeniz ve Ege mutfağından kolay bulunan malzemelerle hazırlanan, denenmiş, pratik ve leziz 170 tarif içeriyor. Kitapta yer alan her tarif özel besin analizi tablosuyla da içerdiği vitamin ve mineraller konusunda okurlara detaylı bilgiler sunuyor.

Kitapta besin duyarlılığı, besin alerjisi, çölyak hastalığı ve sağlıklı bir bağışıklık sistemi (Immun sistem) için beslenme önerileri konuları İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muazzez Garipağaoğlu tarafından açıklanıyor.

Bu arada böyle bir probleminiz olmasa bile glütensiz beslenmenin doğaldan incelme ve kilo verme anlamına geldiğini aklınızın bir köşesinde tutmanızda fayda olabilir.

Glütensiz beslenmenin aynı zamanda sağlıklı bir diyet yapmanın yolu olduğu geçtiğimiz hafta Dr. Mehmet Öz’ün Pazar Postası’ndaki yazısında yer almıştı...
NTV Yayınları’nın basıma hazırladığı ‘Glütensiz Gurme Lezzetler’ kitabı, bu anlamda da dönem dönem el altında tutmanızda fayda olabilir. Gratis, D&R ve seçkin kitabevlerinde 75 TL’den satışa sunulan kitabın İngilizce versiyonu da yaklaşık bir ay sonra piyasada olacak.

Kitabın satışından elde edilecek gelirin bir kısmının İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Anabilim Dalı ve İstanbul Çocuk Hematoloji Onkoloji Derneği’ne bağışlanacak. İşte kitaptan birkaç pratik tarif...

HABER: AYŞEGÜL SARSAR
agsarsar@posta.com.tr

25 Eylül 2009 Cuma

Çölyak Hastalığı ve Lenfoma Tanıları Alan Bir Olgu Üzerinden Çölyak Hastalığı ve Lenfoma İlişkisinin Değerlendirilmesi


Özet
Tüm gastrointestinal sistemde izlenen neoplazmların %2'sinden azı ince barsaklarda ortaya çıkmaktadır1. Ancak tüm gastrointestinal sistem lenfomalarının %35-40 kadarı ince barsaklarda görülür2,3. İnce barsak lenfomalarında noninvaziv bir tetkik olan ucuz ve her yerde kolaylıkla bulunabilen konvansiyonel baryumlu tetkikler deneyimli ellerde başarılı bir ilk görüntüleme yöntemi olabilmektedir.

Giriş
Nadir izlenen ince barsak malignitelerinin önemli bir kısmını lenfomalar oluşturmaktadır. İnce barsak lenfomaları (İBL) primer veya sekonder olabilirler. Çölyak hastalığı, Sjögren Sendromu gibi durumlarda primer
İBL'nin görülme sıklığı artmaktadır. Ucuz olan ve her yerde kolaylıkla bulunabilen konvansiyonel baryumlu pasaj tetkikleri, deneyimli ellerde ince barsak lenfomaları için tanısal bir yöntem olabilmektedir.


Olgu Sunusu
Bize başvuran 29 yaşındaki erkek hastaya boğaz ağrısı sebebiyle gittiği bir merkezde hipotiroidi tanısıyla tiroksin başlanmıştı. Daha sonra diaresi gelişen hasta aradan geçen 6 ay içerisinde içinde 20kg. kaybetmişti. Bu tarihte ilacı kesince ishalinin de geçtiğini, ancak yemek yemekle midesinin ağrıdığını tariflemesi üzerine aynı merkezde yapılan gastroskopide belirgin patoloji saptanmamış ancak alınan ince barsak biopsisi sonucunda gluten enteropatisi tanısı konmuş ve glutensiz diyet başlanmıştı. Gluten enteropatisi teşhisi konulduktan yaklaşık 10 gün sonra hastanemize başvuran hastanın rutin biyokimyası ve hemogramı normal sınırlar içerisindeydi. Antigliadin ve Endomisyum Ig A antikorları normaldi. 
Karın ağrısı ve ishal dışında şikayeti bulunmayan hastanın özgeçmişinde ve soygeçmişinde bir özellik yoktu. Fizik muayenesinde göbek altı seviyesinde hafif bir sertlik vardı. Yapılan endoskopide duodenum 2. kıta ödemliydi ve duodenum biyopsisinde nonspesifik düodenit saptandı. Daha sonra departmanımızda ince barsak pasaj grafisi çekildi. Yaptığımız tetkik ile ince barsaklarda yer yer hafif dilatasyon, pililerde düzensiz nodüler kalınlaşmalar, sol üst kadranda proksimal jejenuma uyan kesimde barsak segmentlerinde düzensiz dolma defektleri, pili kaybı ve kontur düzensizliği izledik (Şekil 1, 2, 3). Bu bulgularla lenfoma olabileceğini düşündüğümüz hastaya abdomen ve toraks bilgisayarlı tomograsi (BT) çektik. Toraks BT'de özellik bulunmayan hastamızın abdomen BT'sinde paraaortik, aortokaval ve mezentrik mesafede konglomere multipl lenf nodlarının yanı sıra ince barsak duvarlarında splenik flexura, inen kolon ve rektumda yer yer nodüler tarzda olmak üzere diffüz duvar kalınlaşmaları saptadık (Şekil 4, 5). Bu aşamadan sonra abdominal lenf düğümlerinden yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi ve multipl ince ve kalın barsak biyopsileri sonucunda hasta düşük greygli B hücreli Non-Hodgkin Lenfoma (NHL) tanısı aldı.

 
Tartışma
İnce barsaklar tüm gastrointestinal sistemin %75'inden fazlasını, mukozal yüzeyinin ise %90'dan fazlasını oluşturmasına rağmen tüm GİS malignitelerinin %2'den daha azı ince barsaklarda görülmektedir2,4. Ancak tüm gastrointestinal sistemde izlenen lenfomaların %35-40 kadarı ince barsaklarda ortaya çıkmaktadır2,3. İntestinal obstrüksiyon, anemi, akut gastrointestinal kanama, diare, kilo kaybı ile ortaya çıkabilen ince barsak lenfoması lenfoid dokunun fazla olduğu yerlerde sık görülmektedir3. Bu nedenle en sık ileumda iken duodeumda oldukça nadirdir5.
Predominant olarak ince barsakların tutulduğu veya ilk olarak ince barsak hastalığına bağlı semptomlarla ortaya çıkan durumlarda primer lenfomadan bahsedilir. Başka yerdeki bir lenfomanın komşuluk, hematojen, lenfojen yol ile ince barsakları tuttuğu durumlar ise sekonder lenfoma olarak tanımlanmaktadır6. Büyük çoğunluğu NHL olan primer lenfomaların prognozu sekonder olanlardan daha iyidir6.

Erişkin Çölyak Hastalığı, nontropikal supru, kronik steatore, Sjögren Sendromu gibi bazı hastalıklarda primer lenfomanın görülme sıklığı artmaktadır3,5.

Çölyak Hastalığı; glutene duyarlı kronik bir enteropatidir. Çölyak Hastalığı'nın başlama yaşı çocukluk dönemine ya da adölesan döneme denk düşebilmekle beraber erişkin dönemde başlaması rölatif olarak biraz daha sıktır. Bununla birlikte olguların %20'si 60 yaşından sonra tanı almaktadırlar7,8.

Çölyak Hastalığı, günümüzde sadece sindirim sistemi ile ilgili değişiklikten ziyade protein metaboliması ile ilgili sistemik bir bozukluk olarak kabul edilmektedir. Tanıda dokutransglutaminidaz- 2 (tTG2), anti-gliadin IgA ve anti-endomisyal antikor seviyeleri yol gösterici olabilmekle birlikte tanıda altın standart yöntem uygulamada bazı sınırlamalara sahip olmakla birlikte duodenum biyopsisidir8.

Çölyak Hastalığı olan hastalarda abdominal ağrı, gaz, şişkinlik, diare gibi gastrointestinal semptomların yanı sıra, anemi, osteoporoz, hipotiroidi, hiperparatroidi, peripheral nöropati, ataksi, epilepsi, stomatit, dermatitis herpetiformis, dirençli transaminaz yüksekliği, infertilite gibi ekstraintestinal semptomlar görülebilmektedir9,10. Bizim hastamızda da hipotiroidi ilk ortaya çıkan semptomdu.

Klinik formu hafif veya ağır olabilen Çölyak Hastalığı, başta NHL olmak üzere ince barsak adenokarsinomu, farinks ve özefagus adenokarsinomu gibi bazı malignensilerle ilişkilidir. Özellikle üst GİS yerleşimli yüksek greydli T hücreli NHL ile Çölyak Hastalığı'nın birlikteliği tipiktir. Lenfoma tanısı alan Çölyak olguları önceden bir Çölyak Hastalığı öyküsüne sahip olabilecekleri gibi eşzamanlı olarak Çölyak Hastalığı tanısı da alabilirler. Bahsi geçen ikinci olasılık yani hastanın eşzamanlı olarak Çölyak Hastalığı ve lenfoma tanısı alması çok daha az rastlanılan bir durumdur9,11.

Çölyak Hastalığı tanısı alan hastalarda glutensiz diyete başlanması hayati önem taşıyan bir konudur. Glutensiz diyetle beslenen hastalarda sadece hastaların hayat kaliteleri artmakla kalmaz aynı zamanda uzun dönemde Çölyak Hastalığı'na bağlı olarak ortaya çıkabilecek komplikasyonların gelişme riski de önemli ölçüde azalır12. Beş yıldan uzun süredir glutensiz diyetle beslenen Çölyak hastalarında malignite gelişme riski genel populasyondan yüksek değildir. Ancak diyete uymayanlarda malignite gelişme riski oldukça artar. Glutensiz diyet uygulayan Çölyak hastalarının tedaviye cevapları semptomlarındaki düzelmeyle, immunolojik markerlardaki negatifleşmeyle ve ince barsak histolojisindeki iyileşmeyle değerlendirilebilir. Bu sayılan ölçütlerden en önemlisi ince barsak histolojisindeki iyileşmedir13.

Çölyak Hastalığı ile ince barsak lenfomasının semptomları, histolojik lezyonları benzer olduğundan Çölyak Hastalığı ile ilişkili lenfomanın tanısı genelde güçtür. 40 yaş üzerinde olan ve Çölyak hastası olduğu bilinen hastalarda:, kilo kaybı , malabsorbsiyon, abdominal ağrı gibi Çölyak Hastalığı bulgularında kötüleşme görüldüğünde malignensiden şüphelenilmelidir14.

İnce barsak hastalıklarının tanısında tek-çift kontrastlı baryumlu pasaj tetkikleri, enteroklizis, MR enteroklizis, BT enteroklizis ve kesitsel görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. Ancak sindirim borusunun temel inceleme yöntemi baryumlu röntgen çalışmalarıdır. Kesit görüntü yöntemleri tamamlayıcı konumdadır15. İnce barsak pasaj tetkiklerinde yeterli gastrointestinal distansiyon ve kontrast maddenin mukozal yüzeyi yeterli sıvaması sağlandığında barsak duvarında kontur deformiteleri ve mukozal anormallikler ile küçük bile olsalar lezyonların tespiti ve makroskopik karakterizasyonu yapılabilmektedir. Noninvaziv olan, ucuz ve her yerde kolaylıkla bulunabilen konvansiyonel baryumlu tetkikler deneyimli ellerde başarılı bir ilk görüntüleme yöntemi olabilmektedir2. Bizim olgumuzda ince barsaklar tek kontrastlı baryumlu pasaj grafileriyle değerlendirilmiş olup tamamlayıcı tetkik olarak toraks ve abdomen BT çekilmiştir.

Son yıllarda manyetik rezonans (MR) görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi ince barsakların görüntülenmesinde büyük kolaylık sağlamıştır. Bugünkü bilgiler ışığında MR enteroklizis, yeterli lümen genişliği sağlanıp uygun sekanslarla görüntüler elde edildiğinde ince barsak hastalıklarının tanısında etkin şekilde kullanılabilecek yeni bir yöntemdir16.

Sonuç olarak; bizim hastamız Çölyak Hastalığı tanısını yine hastalığının olası komplikasyonlarından olan hipotroidi ve lenfoma tanısıyla yaklaşık aynı dönemde almıştır. Hastamız, Çölyak Hastalığı bulgularının ortaya çıkış sürecini hastalığın komplikasyonlarının ortaya çıkış süreciyle içiçe yaşamıştır. Hatta deyim yerindeyse Çölyak hastadaki varlığını komplikasyonlarla ortaya koymuştur. Literatürlerde daha az sıklıkta rastlanılan bir olasılık olan bu durumu sizlerle paylaşmak ve aynı zamanda bu örnek üzerinden tanıda ilk ve temel yöntem olan konvasiyonel röntgentanının öneminin altını çizmek istedik. Bu örnekte görüldüğü üzere baryumlu pasaj tetkikleri tanı basamaklarında üst sırada yer alması gerekirken tanı basamaklarının arasına biraz geç girmiştir ancak bir tanı aracı olarak devreye girdiği andan itibaren hasta için tanı koydurucu bir tetkik olmuştur.


Kaynaklar:

Fırat Tıp Dergisi,


Pınar Özdemir AKDURa, Selda YILDIZ, Mehmet YURDAKUL, Dilek ALTINSOY, Tülay ÖLÇER
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı, Radyoloji, ANKARA


1) Gore RM, Mehta UK, Berlin JW, Rao V, Newmark GM. Diagnosis and staging of small bowel tumours .Cancer Imaging. 2006,29; 6:209-12
2) Gourtsoyiannis N., Grammmatikakis J., Prassopoulos P. Role of conventional radiology in the diagnosis and staging of gastrointestinal tract neoplasms. Seminars in Surgical Onkology. 2001; 20:91-108 .
3) Gourtsoyiannis Nolan D. J. Lymphoma of the Small İntestine: Radiological Appearences. Clinical Radiology. 1988; 39:639-645.
4) Howdle PD, Jalal PK, Holmes GK, Houlston RS. Primary smallbowel malignancy in the UK and its association with coeliac disease. QJM. 2003; 96:345-53.
5) Kawai T., Tada T., Yoshıfumı Y, Takashı J, Makoto I. Lymphoma arising in mucosa-associated lymphoid tissue of the duodenal bulb. J.Gastroenterol 1998; 33:97-101.
6) Iida M., Suekane H., Tada S. ve ark. Double-contrast radiographic features in primary small intestinal lymphoma of the  western  type: correlation with pathological findings. Clinical Radiology. 1991; 44:322-326.
7) Delfino M, Baratta L, Ferrannini M ve ark. Primary non- Hodgkins lymphoma of the intestine associated with asymtomatic celiac disease in adults. Recenti Prog Med. 1997; 88:73-5.
8) Rodrigo Luis.. Celiac disease. World J Gastroenterol. 2007; 12:6585-6593.
9) Dewar DH., Ciclitira PJ. Clinical features of diagnosis of celiac diseases. Gastroenterology. 2005; 128:19-24.
10) Wofgang H., Wolfgang F.C. Celiac disease Orhanet J Rare. 2006; 1:3.
11) Catassi C, Bearzi I, Holmes GKAssociation of celiac disease and intestinal lymphomas and other cancers. Gastroenterology. 2005; 128:79-86.
12) Leffler D, Saha S, Farrell RJ. Celiac disease. Am J Manag Care. 2003; 9:825-31.
13) Goddard CJ, Gilette HR. Complications of celiac disease:are all patients at risk?. Postgrad Med J. 2006; 82:705-12.14) Beretta L, Boneschi M, Bardella MT, Morganti D, Erba M. Problems of differintial diagnosis of lymphoma and celiac diseases (a case report). Minerva Chir 1997; 52:979-82.
15) Şilit E, Mutlu H., Başekim C, Kızılkaya E. Manyetik rezonanas enteroklizis. Diagnostic and Interventional Radiology. 2002; 8:502-505.
16) Tuncel Ercan . Klinik Radyoloji. 2. baskı, Bursa: Nobel & Güneş Kitabevleri, 2002: 253-284.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Çölyak hastalığı yaygınlaşıyor

ABD'de yayınlanan bir araştırma, dünya genelinde çölyak hastalarının sayısının arttığını, son 50 yılda çölyak hastalığının eskiye oranla 4 kat fazla görüldüğünü ortaya koydu.

Mayo Clinic tarafından 45 yıllık verilerin değerlendirilmesiyle hazırlanan rapora göre, bağışıklık sisteminin, besinlerdeki gluten maddesine tepki göstermesi olarak tanımlanabilecek çölyak hastalığı, nedeni bilinmemekle birlikte son 50 yılda giderek yaygınlaştı.

Araştırmayı yürüten ekipten Dr. Joseph Murray, 50 yıl önce 400 kişide bir sıklıkta görülen hastalığın, bugün her 100 kişide bir görüldüğünü belirterek, teşhis edilmemiş ancak yaşam kalitesi ciddi ölçüde azalmış hastaların da varlığı düşünüldüğünde, çölyak hastalığının artık bir kamu sağlığı sorunu olarak görülmesi gerektiğini kaydetti.

Dr. Murray, araştırmanın sonuçlarını değerlendiren makalesinde şu ifadelere yer verdi: "Çölyak sıradışı bir hastalıktır ama artık nadir görülen bir hastalık olmaktan çıkmıştır. Net olarak bilemiyoruz, ancak çevremizde değişen bir unsurun, bu hastalığın daha sık görülmesine neden olduğu ortada. Bugüne kadar çölyak hastalığını tanımlarken kullandığımız standart yaklaşım, hastanın belli şikayetlerle doktora gelmesi ve ardından muayenenin yapılması şeklindeydi. Bu araştırma ortaya koyuyor ki tıpkı kolestrol ya da tansiyonda yaptığımız gibi, çölyak hastalığını başlangıçta, semptomlar olmadan arama seçeneğini düşünmeliyiz."

Ege Çölyakla Yaşam Derneği

Ege Çölyakla Yaşam Derneği Başkan Yardımcısı Figen Cancar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hasta sayısında belirgin artış olduğunu kendilerinin de gözlemlediğini, aynı zamanda son yıllarda doktorların bu hastalığı daha fazla göz önünde bulundurmasıyla daha fazla teşhis konulduğunu söyledi. Çölyak hastalığının kesin teşhisi için kan testinin yanında biyopsi gerektiğini ifade eden Cancar, Türkiye genelinde farklı derneklere kayıtlı 20 binin üzerinde hasta bulunduğunu, ancak kayıtlı olmayan ve henüz teşhis konmamış hastalar da düşünüldüğünde bu rakamın çok yükseldiğini kaydetti.

Çölyak hastalarının tahılları tüketemediklerini, glutensiz özel ürünler kullanmak zorunda olduklarını, özellikle küçükler için durumun çok zor olduğunu anlatan Cancar, şöyle konuştu:

"Çölyakla yaşamak çok maliyetli, herkesin 1 TL'ye yediği makarnayı çölyaklılar 14 TL'ye yiyebiliyorlar. Eskiden bu durum daha da zordu. 2007 yılında hayatını kaybeden eşim çölyak hastasıydı. Çocuklarım olmasına karşın, ilk yıllar evde hiç çorba, hamur işi, makarna pişirmezdim. Glutensiz ürünler Türkiye'ye ilk geldiğinde, eşimin bir makarnaya ya da çikolataya çocuk gibi nasıl sevindiğini unutamam. Düşünün, bir de bu hastalığa sahip kişi çocuksa, durum daha da güçleşiyor."

Cancar, eskiye oranla çölyak hastalarının tüketebileceği ürünlerin sayısının artmasına karşın, bu kez de maliyet sorunuyla karşı karşıya kaldıklarını belirtti. Glutensiz makarnanın 13, ekmeğin 14 TL'den satıldığını söyleyen Cancar, 25 TL olan glutensiz 1 kilo unun 5 TL'sinin devlet tarafından karşılandığını, 20 TL'nin hasta tarafından ödenmesi gerektiğini kaydetti. Ürünlerin ithalatı konusunda devletten kolaylık beklediklerini ifade eden Cancar, "Çölyak, maddi olarak insanı çok zorlayan bir hastalık, yerli firmaların da glutensiz üretim yapmalarını bekliyoruz" diye konuştu.

Çölyak hastalığı

Çölyak hastalığı bağırsaklardaki sindirimi sağlayan villus denilen yapıların bozulmasına sebep olan ve dolayısıyla da yiyeceklerdeki besinin emilmesini engelleyen ve ince bağırsakta hasarlar oluşturan bir sindirim hastalığı olarak tanımlanıyor. Küçük çocuklarda kusma, ishal, karın şişliği, iştahsızlık, kilo alamama ve boy uzamasında yavaşlama gibi tipik belirtilerle ortaya çıkabileceği gibi, daha ileri yaşlarda sadece kansızlık, boy kısalığı, kemik zayıflığı ve nedeni bilinemeyen karaciğer hastalığı gibi çok değişik belirtilerle de kendini gösterebiliyor.

Çölyak hastası olan kişiler buğdayda, arpada, çavdarda ve kesin olmamakla birlikte yulafta bulunan ve gluten olarak adlandırılan bir proteine tahammül edemiyor ve gluten içeren yiyecekler yediklerinde çok küçük ve parmak şekline benzeyen villus olarak adlandırılan ince bağırsaktaki emilimi sağlayan yapıları kaybediyorlar.

Villuslar olmadan kişi ne kadar yiyecek yerse yesin beslenemeyeceği için ciddi sorunlarla karşılaşıyorlar. Çölyak hastalığı gastroenterolog tarafından yapılacak kan tahlilleri ve ince bağırsak biyopsisi ile tanımlanabiliyor. Hastalık yaşamının her hangi bölümünde ortaya çıkabiliyor ve tek tedavi yöntemi olarak ömür boyu gluten içeren gıdalardan uzak durmak gösteriliyor.

Kaynak: cnnturk.com

15 Kasım 2008 Cumartesi

Glutensiz Yaşam

Dilara Koçak / bilgi@mezurasaglik.com.tr

Çölyak hastalığı, tahıllardaki ‘gluten’ adlı proteine karşı ince bağırsakta görülen hassasiyettir. Tedavi sürecinde gluten içeren ürünler diyetten çıkarılır

Çölyak hastalığı bir ince bağırsak alerjisidir. Bu alerji; buğday, arpa, yulaf, çavdar gibi tahılların içinde bulunan “gluten” ismi verilen proteine karşı ince barsağın ömür boyu sürecek bir hassasiyet göstermesi olarak tanımlanır. Besin öğeleri ince bağırsaktaki villus çıkıntıları sayesinde emilir. Ancak glutene karşı alerjisi olan kişilerin ince bağırsağında “gluten” bu villuslara zarar verir ve vücut için gerekli olan besin öğeleri ince bağırsaktan emilemez. İşte bu alerji “Çölyak”tır...


Glutene geçit yok

Hastalık bazı bireylerde yıllarca hiç belirti vermez veya çok hafif seyreder. Kişi çölyaklı bir hasta olduğunu uzun süre fark etmeyebilir. Hastalık tipik belirtilerle başlayabileceği gibi çok hafif belirtilerle de seyredebilir. Çölyak hastalığı olan çocuklarda özellikle karın ağrısı, karında şişlik, ishal, huzursuzluk, iştahsızlık, enfeksiyonlarda artış ve gelişme geriliği görülür. Dışkı yağlı, genellikle sulu ve kötü kokuludur. Diyete dikkat edilmezse; çocukların gelişimi durabilir, özellikle bazılarında anemi gelişir ve cilt problemleri ortaya çıkar.

Tedavide gluten içeren tüm ürünlerin diyetten çıkarılması gerekir. Glutenin diyetten çıkarılması ile hastalığın belirtilerinde kısa süre içinde gerileme gözlenir. İnce bağırsaktaki histolojik bozuklukların düzelmesi ise bir kaç aydan önce olmaz. Eğer iyileşme gözlenmezse ya diyet tam olarak yapılmıyor ya da hastalığın tanısı yanlış konulmuş demektir.

Ekmek, makarna, bisküvi, kek, kraker, pasta, irmik, birçok tahıl gevreği çeşidinde gluten bulunur. Bu nedenle diyette buğday, çavdar ve arpa ile yapılan her türlü yiyecek diyetten çıkartılır. Diyette tahıl grubundan mısır ve pirinçten yapılan yiyecekler tercih edilir.  Bununla birlikte, piyasada glutensiz unlar ve glutensiz ürünler de bulunmaktadır. Çölyak hastalarına yol gösterici olması açısından Çölyak ile ilgili dernekler de kurulmuştur (Bilgi için: www.colyak.org.tr).
Çölyak tedavisinde yulaf tüketimi hâlâ soru işaretli durumdadır.  Bu nedenle koruma amaçlı günde 50 gr’dan fazla yulaf tüketme-meye dikkat edilmelidir.

Kaynak : milliyet.com.tr